E-ISSN: 1309-5749 | ISSN: 1018-8681 | Join E-mail List | Contact | Twitter
Psychoeducation in Mood Disorders
1Bakırköy Mental Health and Neurological Diseases Training and Research Hospital, 13. Psychiatry Clinic, Spec. Dr.
25. Psychiatry Clinic, Spc. Dr.
3Bakırköy Dr. Sadi Konuk Training and Research Hospital, Uzm. Dr.
4Bakırköy Mental Health and Neurological Diseases Training and Research Hospital, 13. Psychiatry Clinic, Ass. Dr.
Dusunen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences 2007; 4(20): 196-205
Full Text PDF Full Text PDF (Turkish)

Abstract

Mood disorders are characterised with high relapse and hospitalization rates as well as dramatic consequences in quality of life, professional and social functioning resulting from chronic course. Deterioration of social functioning remains in remission periods. A systematic review of the literature published on psychoeducation up to 2007 was carried out using the electronic data bases. Psychoeducation is defined as “educating or improving a person with psychiatric disease to serve a treatment and rehabilitation purpose”. The opinion that only drug treatment is not sufficient in treating psychiatric diseases and that psychosocial rehabilitation programs should also be widely used, becomes widespread. Educating the people with psychiatric disease and their families is an important factor. Thus, the patient and his family become parties of a therapeutic cooperation with the treatment team. It has been observed that when patients are educated about their diseases and the drugs they use, they tend to take more responsibility and adherence to drug therapy and the adherence increases with sharing ther experiences, wrongful thought and problems. This relieves the patient’s burden and contributes to the treatment results positively. Consequently, psychoeducation provides significant improvements in bipolar disorder and its treatment; attitude toward disease, symptom recovery, prevention of depressive and hypo(manic) episodes, decrease in hospitalization periods and rates, improvement in social-professional functioning and quality of life, contribution of the family to the treatment and prevention of suicides. Psychoeducation is strongly recommended but it is also emphasized that it should be used in addition to other treatments and not alone. Educational attempts not only decrease the relapses and recurrences but also lead to awareness of the symptoms of an impending disease and shorter and less severe episodes.


Duygudurum Bozukluklarında Psikoeğitim
1Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 13. Psikiyatri Kliniği, Uzm. Dr.
25. Psikiyatri Kliniği, Uzm. Dr.
3Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Uzm. Dr.
4Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 13. Psikiyatri Kliniği, Ass. Dr.
Dusunen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences 2007; 4(20): 196-205

Duygudurum bozuklukları, yüksek relaps ve hastanede yatış oranına sahip olmanın yanında, kronik gidiş nedeniyle yaşam kalitesi, mesleki ve sosyal işlevsellikte dramatik sonuçlarla karakterize bir hastalıktır. Sosyal fonksiyonlarda bozulma, epizodlar arası iyilik dönemlerinde de kalmaktadır. Bu derleme çalışması ile, elektronik veri tabanı kullanılarak, 2007 yılına kadar psikoeğitim ile ilgili yayımlanmış literatür gözden geçirilmiştir. Psikoeğitim; “psikiyatrik hastalığı olan bir kişiyi, tedavi ve rehabilitasyon amacına hizmet etmek için eğitmek veya geliştirmek” olarak tanımlanmıştır. Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığı ve bunun yanı sıra psikososyal rehabilitasyon programlarının da uygulanması gerektiği görüşü günümüzde yaygınlaşmıştır. Psikiyatrik hastalığı olan kişilere ve ailelerine eğitim verilmesi, hastalıkların tedavisinde önemli bir etkendir. Bu sayede başlangıçtan itibaren, hasta ve ailesi tedavi ekibiyle terapötik işbirliğinin bir parçası olur. Hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar hakkında eğitildiklerinde, hastaların kendi sorumluluklarını almaya daha fazla eğilim gösterdikleri ve bu konudaki yaşantıların, yanlış fikirlerin ve sorunların paylaşılması ile ilaç uyumunun arttığı görülmüştür. Bu, hastalığın yükünü hafifleterek tedavi sonuçlarına olumlu katkıda bulunmaktadır. Sonuç olarak psikoeğitim, bipolar bozukluk ve tedavisi hakkında bilgilenme, hastalığa karşı tutum, tedavi uyumu, semptom iyileşmesi, depresif ve hipo(manik) epizodları önleme, hastanede yatış süresi ve sayısında azalma, sosyal-mesleki işlevsellik ve yaşam kalitesinde iyileşme, ailenin tedaviye katkısı, suisid önleme konularında önemli oranda ilerleme sağlamaktadır. Psikoeğitime başvurmak güçlü bir şekilde önerilmekte, ancak tek başına değil, diğer tedavilere ek olarak kullanılması gerektiğinin altı çizilmektedir. Eğitimsel girişimler; relapsları ve rekürrensleri azalttığı gibi, yaklaşmakta olan hastalık belirtilerinin daha iyi tanınmasına, böylelikle epizodların daha kısa ve hafif belirtilerle geçirilmesini sağlamaktadır.