Otizm yelpazesi bozukluğu ve çok erken başlangıçlı şizofreni birlikteliği: Bir olgu sunumu
Duygu Kaba, Pinar Uran, Ayla Soykan Aysev
Makale No: 7   Makale Türü:  Olgu Sunumu
Çok erken başlangıçlı şizofreni (ÇEBŞ), kronik seyreden ve bireyi zayıf düşüren bir psikiyatrik bozukluk olup, literatürde yeterince ilgi görememiştir. Önceki çalışmalar ÇEBŞ’nin gidiş ve sonucunun erişkin başlangıçlı şizofreniden daha kötü yönde eğilim gösterdiğini ileri sürmüştür. Otizm yelpazesi bozukluğu (OYB), psikolojik gelişimin birçok alanında ciddi ve yaygın bozulmalarla karakterize yaşam boyu süren heterojen bir bozukluktur. Literatürde OYB ve ÇEBŞ komorbiditesi oldukça nadir olarak görülmektedir. Bu yazıda ÇEBŞ komorbiditesi olan bir OYB tanılı çocuk sunulmuştur. Bu vaka ile literatür ışığında, OYB ve ÇEBŞ’nin; ayırıcı tanısının yapılması, ortak ve farklı klinik özelliklerinin, beyin görüntüleme çalışmaları sonuçlarının ve genetik, çevresel etmenlerinin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Otizm yelpazesi bozukluğu, çocuk, obsesif kompulsif bozukluk, çok erken başlangıçlı şizofreni
Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi: 2017;30:57-61
Tüm Metin:

GİRİŞ

Çok erken başlangıçlı şizofreni (ÇEBŞ), 13 yaş öncesinde psikotik belirtilerin başlamasıyla karakterize ağır şiddette seyreden, önemli düzeyde bilişsel, sosyal işlev kaybı yaratan, prognozu kötü olan nadir görünen nörogelişimsel bir bozukluktur (1). ÇEBŞ’nin; kalıtsal yüklülüğü olan bireylerin etkilendiği bir alt grubu temsil ettiği düşünülmektedir (2). ÇEBŞ sıklığı çocuklarda 10.000’de 1’den azdır (3). Yanlış tanılama, benzer klinik görünümler ya da komorbidite sebebiyle, ÇEBŞ olgularına geçmişte sıklıkla otizm yelpazesi bozukluğu (OYB) tanısının konduğu dikkati çekmektedir (4). Tablo 1’de OYB ve psikotik bozukluklarda örtüşen belirtiler verilmiştir.

ÇEBŞ ve OYB benzer klinik özellikler sergilese de gerek başlangıç yaşı gerek klinik belirtileri açısından ayırıcı tanısı yapılabilmektedir. OYB’si olan çocuklarda, ek olarak şizofreni tanısının konulabilmesi için DSM-5’e, en az 1 ay süreyle belirgin varsanılar ve sanrıların olması şartı getirilmiştir. Literatürde OYB ve şizofreni tanısının birlikte konulması sık görülmemekte, olgu bildirimleri ile sınırlı kalmaktadır.

Yapılan çalışmalar OYB ve şizofrenide kromozomların benzer bölgelerinin etkilenmiş olabileceğini düşündürmektedir (6). 22q11.2 ve 16p11.2’deki kopya sayısı varyantlarının (CNV) hem OYB hem de şizofreni için risk oluşturduğu ileri sürülmektedir (6). Kromozom bölgelerine ek olarak bazı aday genler iki hastalıkta da etkilenmiştir. Örnek olarak DISC1, CNTNAP2 verilebilir (7). Bununla beraber EN2, reelin, 5-HTT, SLC6A4, AVPR1A genleri OYB; NRG1, neuregulin, DTNBP1, dysbindin, DAOA, D-serine, DARPP-32,GRM3, RGS4 genleri ise şizofreni spektrum bozuklukları (ŞSB) ile ilgili olup OYB ile bağlantısı gösterilememiştir (8).

Bir metaanaliz çalışmasında antepartum kanama, gestasyonel diyabet, maternal ilaç kullanımı, düşük doğum ağırlığı, konjental malfarmasyonlar, asfiksi gibi bir çok obstetrik komplikasyon ve ileri baba yaşı şizofreni ve OYB için ortak risk faktörü olarak belirtilmiştir (9).

Beyin görüntüleme çalışmalarında limbik-striato-talamik bölgede gri madde hacminin her iki durumda da azaldığı gösterilmiştir (10). Putamen ve sol ön insular bölge hacimlerinin OYB’de ŞSB’ye göre daha küçük, kortikal yüzey alanının OYB’de büyük ŞSB’de aksine küçük olduğu gösterilmiştir (10). Bunun yanı sıra serebral ventrikül hacimlerinde artış, tüm beyin hacminde ve beyaz madde bütünlüğünde azalma ŞSB’de olup OYB’de olmayan bir özelliktir (11).

Yazıda 3 yaşında atipik otizm tanısı alan, takibinde obsesif kompulsif belirtiler ve daha sonra psikotik belirtileri eklenen bir ÇEBŞ vakası sunulmaya çalışılmıştır. Aileden gerekli onamlar alındıktan sonra hastanın yatışı yapılmıştır.

OLGU

F.D. 12 yaşında erkek, 6. sınıf öğrencisi olup dış merkezde “atipik otizm” ve “obsesif kompulsif bozukluk (OKB)” tanıları ile takiplidir. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’ne yaklaşık 6 ay önce başlayan içe kapanma, anne ve babasıyla iletişimi kesme, sesler duyma ve bu yüzden sürekli elleriyle kulaklarını kapama, etrafındaki kişilerin bakışlarından rahatsız olma, kendisinden başka kimsenin görmediği görüntüleri görme, uykusuzluk, öfke nöbetleri ve saldırgan davranışlar sergileme, yoğun takıntılar ve zorlantıları nedeniyle ailesi tarafından getirilmiştir. F.D, duyduğu seslerin, kendisini programladığını, anne babasından korkmasını ve onları öldürmesini söylediğini belirtmiştir. Başkalarının gözlerine bakamamasının düşünce sokulması, yayınlanması nedeniyle olduğu anlaşılmıştır. Dış merkezde farklı ön tanılar düşünülmüş ve tedaviler uygulanmış ancak ayaktan takip ve tedavilerle kontrol edilemeyen psikotik belirtileri, homisid ve suisid riski nedeniyle kliniğimize yönlendirilmiş ve hastanın yatışı tarafımızca uygun görülerek kliniğimizde tedaviye alınmıştır.

Özgeçmişinde; doğumda herhangi bir komplikasyonu bulunmayan hastanın konuşma gecikmesi, akran ilişkisinde etkileşim ve iletişiminde yetersizlik, hayali oyun oynamama, aynılık tutkusu, kısıtlı ilgi alanı ve takıntılı davranışlar, çevreyle etkileşim ve iletişim kurmak istememe gibi belirtileri mevcuttu. Daha önce işitme testi, nörolojik (elektroensefalografi [EEG], kranial manyetik rezonans görüntüleme [MR]), genetik ve metabolik incelemelerinin yapıldığı ve “normal” olarak değerlendirildiği; 3 yaşında atipik otizm, 6 yaş civarında başlayan sık el yıkama ve banyo yapma gibi temizlik takıntıları ve zorlantıları nedeniyle de OKB tanısı aldığı, psikotik belirtilerinin ise yaklaşık 6 aydır var olduğu, son 3 aydır arttığı ve ailesine perseküte olduğu öğrenildi. Olgumuzda daha önce uzun süre çeşitli antipsikotik tedavilerin (4mg/gün risperidon, 10mg/gün haloperidol, 600mg/gün ketiapin, 200mg/gün zuklopentiksol) başlandığı 6 ay süresince denendiği anlaşılmıştır. Alınan öyküden bu antipsikotik tedavilerin geçişlerinde kademeli olarak doz azaltımı yapılarak ilaçların kesildiği bilgisi edinilmiş olup rebound psikoz tablosu düşündürecek bir tedavi planının olmadığı öyküden anlaşılmaktadır. Hastanın psikotik bulgularıyla ilişkili olabilecek madde kullanımı ya da antipsikotik dışı ilaç kullanım öyküsü bulunmamaktadır. Hasta ya da ailesi psikotik belirtiler öncesinde belirgin stresör tarif etmemiştir.

Psikotik belirtileri başlamadan önce, yaşıtları ile kısıtlı ancak kendinden yaşça büyüklerle daha rahat ilişkiler kurabilen, onlarla kısmen spontan konuşma başlatabilen F.D.’nin ‘Sınır Düzeyde Zeka Geriliği ve Atipik Otizm’ tanılarıyla özel eğitim aldığı, ders başarısının sınıf düzeyinin gerisinde olduğu bilgisi edinildi.

Soygeçmişinde; dayısının şizofreni tanısı aldığı, hastalık belirtilerinin F.D.’nin belirtilerine benzer şekilde başladığı ve uzun yıllardır tıbbi tedavi gördüğü bilgisi edinildi.

Olgunun psikiyatrik muayenesinde bilinci açıktı, zaman zaman koopere ve oryante olabilirken, psikotik belirtilerin aktif olduğu esnada kooperasyon ve oryantasyonu bozuluyordu. Dikkati dağınık ve zekâsı kabaca donuk olarak değerlendirilmiştir. Algılamasının bozulduğu işitsel-görsel halüsinasyonlarının olduğu tespit edilmiştir. Olgunun düşünce sürecinde perseverasyonlar, düşünce içeriğinde kötülük görme sanrıları, düşünce sokulması ve yayınlanması saptanmıştır. Affekti sığ, duygulanımı ise muayene sırasında zaman zaman öfkeli ya da korkulu, kaygılı olarak değerlendirilmiştir. Görüşme genelinde olgunun psikomotor aktivitesi artmış olmakla birlikte, özellikle öfkelendiği dönemlerde taşkınlık yapmaya eğilimli olduğu gözlenmiştir. Anne ve babasıyla iletişim kurmadığı, anneannesine takıntılı bir biçimde ‘Tamam mı? Oldu mu?’ gibi sorular yönelttiği ve ondan ‘tamam, oldu’ yanıtını alana kadar soruyu tekrarladığı görülmüştür. Yatış öncesi yapılan laboratuar incelemelerinde (hematolojik, biyokimyasal ve endokrinolojik tetkikler) herhangi bir patoloji saptanmamıştır.

Hastaya DSM-5 tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konularak 5mg olanzapin tedavisi başlanmış tedricen doz yükseltilerek 10mg’a kadar çıkarılmış; psikotik belirtilerde belirgin derecede gerileme gözlenmiştir. Olanzapin tedavisinin 3 ay boyunca takip sonrası süreç dahil herhangi bir yan etkisi gözlenmemiş ayrıca kilo alımı gibi herhangi bir metabolik yan etki ortaya çıkmamıştır. Zaman içerisinde psikotik belirtiler öncesi işlevselliğine kısmen kavuşan hastanın tıbbi tedavisine ek olarak, psikotik belirtilerin gerilemesiyle beraber davranışçı teknikler, bireysel ve aile terapileri eklenmiştir. Belirti şiddeti ve tedavi yanıtının izlenmesinde hastanın klinik açıdan işlevsellik düzeyi ve belirtilerin gerilemesi baz alınmış olup herhangi bir ölçek kullanılmamıştır.

Hastanın psikotik atak sırasında var olan toplumsal-duygusal karşılıklar vermeme, sıkıntılı olduğunda rahatlatılmayı aramama, spontan konuşma ve konuşmayı sürdürmekte güçlük, göz temasından kaçınma, stereotipik ve ekolalik konuşmalar, müzik dinlemede ısrar etme gibi otistik belirtilerinin psikotik atak sonrası azalmakla birlikte devam ettiği gözlenmiştir.

TARTIŞMA

Herhangi bir doğum komplikasyonu bulunmayan, nörolojik, metabolik, hormonal, genetik bir bozukluğa rastlanılmamış ancak ailesel yüklülüğü bulunan bir vakamızın ayırıcı tanısında, organik bozukluklar, duygudurum bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, şizofreniform ve şizo-obsesif bozukluk gibi durumlar göz önünde bulundurulmuştur. Dış merkezlerde organik etyoloji ekartasyonuna yönelik tetkiklerin normal çıkması (MR, EEG, metabolik tetkikler), öncesinde herhangi bir travma öyküsünün olmaması, depresif ya da manik belirtilerin tanımlanmaması, psikotik belirtilerin 6 aydır var olması bizi diğer tanılardan uzaklaştırmıştır. Hastamızda, başlangıçta iç görünün olmamasına rağmen, tedaviyle takıntılarına karşı içgörü kazanmış olması şizo-obsesif bozukluktan uzaklaştırmıştır.

Tanısal bir alt tip olmamasına ve tanımı konusunda uzlaşma sağlanamamasına rağmen şizo-obsesif terimi literatürde sıkça yer almaktadır (12). 2009 yılında yayımlanan bir meta analizde şizofreni hastalarında obsesif kompulsif belirtilerin sıklığı %10-64, OKB sıklığı ise %0-31.7 gibi değişen oranlarda bildirilmiştir (13). Obsesif kompulsif belirtilerin şizofrenide daha erken başlangıç, daha uzun süreli hastane yatışları, yaşa göre olan işlevsellik düzeylerinin düşük olması, çalışma ve evlilik oranlarında düşüklük, başkalarına bağımlılıkta artış ile ilişkili olduğu ileri sürülmüştür (14). Başka bir çalışmada obsesif kompulsif belirtilerin başlangıç yaşının psikotik belirtilerin başlangıcından belirgin derecede erken olduğu ve ilk psikotik belirtilerin şizo-obsesif grupta daha erken başladığı bildirilmiştir (15).

Varsanıların, biçimsel düşünce bozukluklarının, dezorganize davranışların küçük yaş grubunda ve gelişimsel bozukluğu olan çocuklarda saptanması zor olmakla birlikte psikotik belirtilerin nasıl dışa vuracağına dair yeterli bilgi olmadığından altı yaşından önce şizofreni tanısı koyulup koyulamayacağı halen tartışmalıdır (16).

Erken gelişimsel dönemde, konuşmanın gecikmesi, akran ilişkisinde yetersizlik, sosyal etkileşim ve iletişim alanlarında belirgin yetersizlik, hayali oyun oynamama, ayrılık anksiyetesinin olmaması, aynılık tutkusu, kısıtlı ilgi alanı ve takıntılı davranışlar, çevreyle etkileşim ve iletişim kurmak istememe belirtileriyle birlikte belirgin işlev kaybıyla o dönemde hastamızın OYB tanısı aldığı ve herhangi bir tıbbi tedavi başlanmadan bireysel, aile terapileri ve özel eğitim desteğiyle takip ve tedavisinin ergenlik öncesine kadar sürdürüldüğü görülmektedir. Ancak ergenlik dönemiyle beraber obsesif belirtilerin tabloya eklenen psikotik belirtilerle ağırlaştığı, hastanın kliniğinin ve işlevselliğinin hızlı bir biçimde bozulduğu, çeşitli antipsikotik tedavilere direnç gösterdiği anlaşılmaktadır.

Yazında şizofreni tanısı konmuş çocuklarda olanzapin ve diğer antipsikotiklerin etkinliklerini karşılaştıran bir çalışmaya rastlanılmamış olmakla beraber yetişkin çalışmaları özellikle atipik antipsikotiklerin etkinlik ve yan etki açısından klasik antipsikotiklerden daha üstün olduğuna ilişkin sonuçlar bildirmektedir (17,18). Ancak bizim hastamızda risperidon, ketiapin gibi atipik antipsikotiklere tedavi cevabının olanzapin tedavisinden, hasta ve ailesinden alınan bilgi ve klinik gözlem sonucuna göre, daha düşük olmasının nedenini açıklamak zordur. Bunun için çocuklarla yapılan karşılaştırmalı nicel ölçeklerin kullanıldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Yazında yetişkin şizofreni hastalarında olanzapinle risperidonu karşılaştıran çalışma sonuçları yan etki ve etkinlik açısından farklılık saptamamışlardır (19). Hastamızda daha önce uygulanan tıbbi tedaviler, belirtilerin kaybolmasına izin verecek kadar yeterli sürede kullanılmamış olabilir. Hastamızın tıbbi tedavisinin dışında, yatırılarak tedavi görmesi, bireysel ve aile terapilerinin tedaviye eklenmesinin de tedavi etkinliğine katkı sağladığı düşünülmektedir.

Bu olguda erken dönemde saptanan OYB’ye takipte OKB ve şizofreni tanılarının eklenmiş olabileceği düşünülmekle beraber; özellikle belirgin bir zeka geriliğine sahip olmaması, yüksek işlevli OYB’de yer alıyor olması, şizofreni belirtilerinin çok erken dönemde ve hızlı başlaması, belirtilerin ağır ve dezorganize karakterde oluşu, dayısında şizofreni tanısının bulunması; olgumuzun erken çocukluk yaş döneminde görülen yüksek işlevli OYB belirtilerinin şizofrenin prodromal belirtileri olabileceği ve ortak klinik özelliklere sahip olmaları nedeniyle psikopatolojinin çocuğun gelişimsel evresiyle beraber dönüşüm gösterdiği şeklinde bir düşünceyi de akla getirmektedir. Takipte kliniğe eklenen bir komorbidite mi, yoksa erken dönemde görülen otistik belirtilerin şizofreninin prodromal belirtileri mi olduğuna dair kesin bir yorum yapılabilmesi için literatürde yeterli sayıda ileriye dönük desende takipleri yapılan vakalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Gelişimsel açıdan ele alınan bu vakada, literatür ışığında; OYB ve şizofrenide paylaşılan belirtiler, ortak ve farklı genetik, çevresel etkenler, beyin görüntüleme bulguları ve ayırıcı tanı üzerinde durulmuştur. Halen oldukça fazla bilinmeyen yönleri olan bu bozuklukların, etyopatogenezi, tanı ve tedavisi konusunda çalışmaların sürdürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Çıkar çatışması: Yazarlar çıkar çatışması beyan etmemişlerdir.

Finansal destek: Yazarlar finansal destek beyan etmemişlerdir.

KAYNAKLAR

1.Özsungur B, Akdemir D, Çengel Kültür E, Zeki A, Sınır H. Clinical presentation and diagnostic challenges in very early onset schizophrenia: case reports. Turkish Journal of Child and Adolescent Mental Health 2012; 19:87-95.

2.Kumra S, Charles Schulz S. Editorial: research progress in early-onset schizophrenia. Schizophr Bull 2008; 34:15-17. [CrossRef]

3.Hellgren L, Gilberg C, Enerskog I. Antecedents of adolescent psychoses: a population based study of school health problems in children who develop psychosis in adolescence. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 1987; 26:351-355. [CrossRef]

4.Rapoport J, Chavez A, Greenstein D, Addington A, Gogtay N. Autism spectrum disorders and childhood-onset schizophrenia: clinical and biological contributions to a relation revisited. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 2009; 48:10-18. [CrossRef]

5.Cochran DM, Dvir Y, Frazier JA. “Autism-plus” spectrum disorders: intersection with psychosis and the schizophrenia spectrum. Child Adolesc Psychiatr Clin N Am 2013; 22:609-627. [CrossRef]

6.Sebat J, Levy DL, McCarthy SE. Rare structural variants in schizophrenia: one disorder, multiple mutations; one mutation, multiple disorders. Trends Genet 2009; 25:528-535. [CrossRef]

7.Chubb JE, Bradshaw NJ, Soares DC, Porteous DJ, Millar JK. The DISC locus in psychiatric illness. Mol Psychiatry 2008; 13:36-64. [CrossRef]

8.Wang HG, Jeffries JJ, Wang TF. Genetic and developmental perspective of language abnormality in autism and schizophrenia: one disease occurring at different ages in humans ?Neuroscientist 2015; 22:119-131. [CrossRef]

9.Gardener H, Spiegelman D, Buka SL. Prenatal risk factors for autism: comprehensive meta-analysis. Br J Psychiatry 2009; 195:7-14. [CrossRef]

10.Cheung C, Yu K, Fung G, Leung M, Wong C, Li Q, Sham P, Chua S, McAlonan G. Autistic disorders and schizophrenia: related or remote ?An anatomical likelihood estimation. PLoS One 2010; 5:e12233. [CrossRef]

11.Shenton ME, Dickey CC, Frumin M, McCarley RW. A review of MRI findings in schizophrenia. Schizophr Res 2001; 49:1-52. [CrossRef]

12.Hwang MY, Hollander E. Schizo-obsessive disorders. Psychiatr Ann 1993; 23:396-401. [CrossRef]

13.Buckeley PF, Miller BJ, Lehrer DS, Castle DJ. Psychiatric comorbidities and schizophrenia. Schizophr Bull 2009; 35:383-402. [CrossRef]

14.Berman I, Kalinowski A, Berman SM, Lengua J, Green AI. Obsessive and compulsive symtoms in chronic schizophrenia. Compr Psychiatry 1995; 36:6-10. [CrossRef]

15.Faragian S, Fuchs C, Pashinian A, Weizman R, Weizman A, Poyurovsky M. Age-of-onset of schizophrenic and obsessive-compulsive symptoms in patients with schizo-obsessive disorder. Psychiatry Res 2012; 197:19-22. [CrossRef]

16.Crespi BJ, Thiselton DL. Comparative immunogenetics of autism and schizophrenia. Genes Brain Behav 2011; 10:689-701. [CrossRef]

17.Gaebel W, Riesbeck M, Janssen B, Schneider F, Held T, Mecklenburg H, Sass H. Atypical and typical neuroleptics in acute schizophrenia and related delusional disorders. Drug choice, switching and outcome under naturalistic treatment conditions. Eur Arch Psychiatry Clin Neurosci 2003; 253:175-184. [CrossRef]

18.Voruganti L, Cortese L, Oyewumi L, Cernovsky Z, Zirul S, Awad A. Comparative evaluation of conventional and novel antipsychotic drugs with reference to their subjective tolerability side-effect profile and impact on quality of life. Schizophr Res 2000; 43:135-145. [CrossRef]

19.Rabinowitz J, Lichtenberg P, Kaplan Z. Comparison of cost, dosage and clinical preference for risperidone and olanzapine. Schizophr Res 2000; 46:91-96. [CrossRef]

Düşünen Adam - Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Yayıncı
Yerküre Tanıtım ve Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.